Mersin 22° Bulutlu
USD50,05 EUR56,25 GBP67,54 TCMB
Son Dakika
ReklamOdak Noktası Medya — Bize Ulaşın (açık)

COP31 öncesi Müslüman dünyasına çağrı!

Antalya’da 9–20 Kasım tarihlerinde düzenlenecek COP31 öncesinde Müslüman toplumlara çağrıda bulunan Çevre Etiği Forumu Kurucu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir, iklim krizinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir sorumluluk olduğunu vurguladı. İslam'ın çevreyi koruma konusunda güçlü bir mirasa sahip olduğunu belirten Özdemir, “Yeryüzünü gözetmek, kimseden ödünç almamız gereken bir şey değildir” dedi. 

  • Güncelleme:
  • 3 dk okuma
COP31 öncesi Müslüman dünyasına çağrı!

Çevre sorunlarının yalnızca bilim insanlarının ve siyasetçilerin gündemi olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Özdemir,

“Gençlerimiz camilerde yalnızca geçmişin hikâyelerini değil, kendi geleceklerini de konuşmak istiyor. Haklı olarak soruyorlar: Yeryüzü gözlerimizin önünde tükenirken, ümmetin sesi neden duyulmuyor?”

dedi.

Üsküdar Üniversitesi Çevre Etiği Forumu Kurucu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özdemir, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) öncesinde “Antalya'da Dengeyi Korumak: COP31 Arifesinde Müslüman Toplumlara Bir Mektup” başlıklı bir çağrı yayımladı.

İklim kriziyle mücadelenin yalnızca devletlerin ve uluslararası kuruluşların sorumluluğuna bırakılamayacağını vurgulayan Özdemir, camilerden vakıflara, din âlimlerinden siyasi liderlere kadar toplumun bütün kesimlerini harekete geçmeye davet etti.

“Antalya, iklim krizinin şimdiden yaşandığı yerlerden biri”

COP31'in Antalya'da düzenlenmesinin sembolik açıdan önemli olduğunu belirten Prof. Dr. İbrahim Özdemir, Akdeniz havzasının iklim değişikliğinin etkilerini yoğun biçimde hissettiğine dikkat çekti.

Antalya'nın yalnızca uluslararası müzakerelere ev sahipliği yapmayacağını, aynı zamanda çevresel sorunların somut olarak gözlemlenebildiği bir şehir olduğunu ifade eden Özdemir, şunları söyledi:

“Dünya, yeryüzünün geleceğine karar vermek için topraklarımıza gelmeye devam ediyorsa, artık bu konuşma başkalarına aitmiş gibi davranamayız. Şehrin üzerinde yükselen Toros Dağları'nın ormanları, 2021 orman yangınlarının izlerini hâlâ taşıyor. Aşağıdaki Akdeniz, yeryüzündeki hemen her denizden daha hızlı ısınıyor. Caretta carettaların yaşam alanlarına 5 yıldızlı Caretta otelleri yapıldı. Antalya, konuşacağımız krizin yalnızca mekânı değil; bu krizin şimdiden yaşandığı yerlerden biridir”

“Müslüman toplumun söyleyecek neyi olacak?”

İklim krizinin dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkilediğini belirten Özdemir,

“Size, inanç kardeşlerim, basit ama acil bir soruyla yazıyorum: Dünya kapımızın önünde toplanıp yeryüzünün geleceğini konuşurken Müslüman toplumun söyleyecek neyi olacak?”

ifadelerini kullandı.

Pakistan'da yaşanan yıkıcı selleri, hac dönemindeki aşırı sıcakları, Türkiye'deki göllerin kurumasını ve Marmara Denizi'ndeki ekolojik sorunları hatırlatan Özdemir, çevre krizinin artık gündelik hayatın bir parçası hâline geldiğini vurguladı.

Türkiye'deki göllerin önemli bölümünün kuruduğuna veya ciddi biçimde küçüldüğüne, nehirlerdeki kirliliğin ekosistemleri tehdit ettiğine işaret eden Özdemir, Kuzey Afrika'dan Orta Doğu'ya uzanan geniş coğrafyada da kuraklık ve su kıtlığının giderek ağırlaştığını kaydetti.

“Çevre sorunları yalnızca bilim insanlarının ve siyasetçilerin gündemi olarak görülmemeli”

Genç kuşakların iklim değişikliği ve çevresel yıkım konusunda giderek daha fazla kaygı duyduğunu belirten Özdemir, dinî kurumların bu kaygılara yeterince karşılık veremediği eleştirisinde bulundu.

Camilerin yalnızca dinî ibadetlerin gerçekleştirildiği yerler değil, aynı zamanda toplumsal farkındalığın geliştirilebileceği önemli merkezler olduğunu ifade eden Özdemir, şöyle devam etti:

“Sonra cuma günü camiye geliyorlar. Hutbeyi dinliyorlar. Fakat çoğu zaman bütün bu felaketler karşısında tek bir kelime duymuyorlar. İklim değişikliğinden, çevre yıkımından, su krizinden, canlıların yok oluşundan söz edilmiyor”

Çevre sorunlarının yalnızca bilim insanlarının ve siyasetçilerin gündemi olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Özdemir,

“Çünkü bu mesele yalnızca çevrecilerin, bilim insanlarının ya da siyasetçilerin meselesi değildir. Bu, hayatın, adaletin, merhametin ve gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzun meselesidir. Gençlerimiz camilerde yalnızca geçmişin hikâyelerini değil, kendi geleceklerini de konuşmak istiyor. Haklı olarak soruyorlar: Yeryüzü gözlerimizin önünde tükenirken, ümmetin sesi neden duyulmuyor?”

dedi.

“Çevreyi korumak ödünç alınmış bir dava değil, unutulmuş bir mirastır”

Prof. Dr. İbrahim Özdemir,

“Bazı Müslümanlar çevreciliğe şüpheyle yaklaşıyor. Onu geleneğimize yabancı, Batılı, seküler ya da siyasi bir dava olarak görüyorlar. Bu ciddi bir yanlış anlamadır. Yeryüzünü gözetmek, kimseden ödünç almamız gereken bir şey değildir. Yeryüzü, tüm güzellikleri ve nimetleriyle Allah'ın bizlere emanet ettiği çok değerli bir mirastır. Onu bir süre ihmal etmiş olsak da şimdi yeniden sahip çıkabiliriz”

diye konuştu.

Kur'an'da doğanın cansız ve yalnızca tüketilmeyi bekleyen bir madde olarak tanımlanmadığını ifade eden Özdemir,

“Dağlar, nehirler, saf saf dizilmiş kuşlar dilsiz kaynaklar değildir. Onlar ibadette yol arkadaşlarımızdır. Kur'ân'a göre kusur onların sessizliğinde değil, bizim sağırlığımızdadır”

şeklinde konuştu.

“Doğanın dengesini bozmak da haddi aşmaktır”

Kur'an'da yer alan denge anlayışının insanın doğayla ilişkisinde önemli bir ahlaki çerçeve sunduğunu belirten Özdemir,

“Her şeyden önce Kur'ân bize el-mîzân kavramını, yani Dengeyi öğretir. Ticarette ve ekonomik hayatta hile yapmak ile yaratılışın ve toplumsal hayatın ölçüsünü bozmak bir ve aynı haddi aşmaktır. Kur’ân bunun adını da koyar: fesad, yani bozulma ve bozgunculuk”

dedi.

 

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır.